Aşkın Akman “Jüt”

Aşkın Akman “Jüt”

25 ŞUBAT – 16 MART 2020

“Ormanı resmetmek istedim hiçbir biçime ait olmadan, hikâyem yok, canlandırmam yok sadece irrasyonel ve rastlantısal olarak moti erim var, kimi zaman geometrik kimi zaman organik. Hepsi yüzeydeki bir dokunun içinde hayat buldu, bunu duyumsadım bunu yaptım, ağacın kabuğunda, bir derin mavide, sonsuz gökyüzünde, çölün ortasında ve bir tenin dokunuşunda… o ten ki tüm umutlarımızı ve acılarımızı barındırıyor…” demiştim ilk sergimde, şimdi de aynı noktadayım; “ormanı resmetmek istedim”… Ancak bu sefer; 

Hem parçalanmış hem de bütün olan tuvallerde, hem belirmekte hem de kaybolmakta olan imgelerle, hem çerçeveli hem çerçevesiz, hem kaba hem de narin, hem çarpışma hem birliktelik, hem yüzeydeki bir doku hem de derinlerde bir duyum. İmgeler ‘ya o ya o’ değil ‘hem o hem o’ olacak şekilde belirdiler. Formları kaynaştırmaya, dönüştürerek yeni bir bütün oluşturmaya, değiştirmeye çalışmadım; aynı anda ‘hem o hem o’ ve/veya ‘ne o ne de o’ olarak resmettim. Bugüne kadar analog dünyanın kodlarıyla sorgulanan, değerlendirilen hayatlarımız da artık böyle değil mi? 

Schrödinger’in kedisi hem ölü hem de diri! Analog dünyanın ‘ya o ya o’ kodları kuantum dünyasının ‘hem o hem o’ ve/veya ‘ne o ne de o’ mantığıyla yer değiştirmeye başladı. Her şeyi sil baştan yapana kadar da durmayacak gibi… Peki ya analog dünyanın araçlarıyla dijital dünyanın kodları bir araya gelir mi? Ahşapla metal, kaba jütle karkas, zıvanayla perçin, aynayla jelatin ve hepsiyle yağlı boya, etkileşim halindedir (karkas sadece yüzeyi taşıyan bir yapı elemanı değil resmin ana elemanlarından biri olur artık) hem 2 boyutta yassı hem 3 boyutta resimsel, hem mağara resmi kadar eski hem öngörülemez gelecek kadar yeni, geçmişle gelecek bir araya gelir, hem ehlileştirilemez hem de ehlileştirilebilir olurlar… 

KAPAT