Buğra Erol – Christiane Peschek<br>“Lost & Found”

Buğra Erol – Christiane Peschek
“Lost & Found”

28 OCAK – 12 ŞUBAT 2020

Sergi kavram metnini keskin bir çerçeveyle belirlemeye hazırlandığım yazımı bir kenara bıraktım. Bu kez tüm hazırlık sürecinde merak ve hayranlıkla takip ettiğim bu iki sanatçının yapıtlarını dinledim. Varmak istedikleri yere ‘eşlik eden’ olabilmek için. Buğra Erol ve Christiane Peschek’in son dönem üretimlerinin arasında kurulan fotoğraf-performans-söylem birlikteliğinin farkına varmamak imkansızdı. Böylece bu serginin oluşumu da kaçınılmaz oldu.

Ana tanıklık eden özne olarak fotoğrafçının – sanatçının gerçekliği bir nesne olarak üretmesinin nedeni kayıt altına alma eylemi değildir. Ahmet Ersoy’un ‘SanatHafıza’ adlı derleme kitapta yer alan, Ahmed Rasim’in 1891 yılında Servet-i Fünun dergisinde yayınlanan “Fotoğrafım” adlı makalesinde; “(…) Fotoğraf denilen olgu, elde tutulan ve temaşa olunan o “bitmiş” nesnenin ötesinde bir anlam ifade eder. Ahmed Rasim’in fotoğraf hikâyesi, kişinin imgesinin kaydedildiği ânı ve ortamı da kapsayan, aynı zamanda üretilen imgenin daha sonra yarattığı karşılaşmaları da içeren ucu açık bir oluşuma işaret etmektedir. Yazının bize sunduğu geniş perspektiften bakarsak fotoğrafı teknik ve insani unsurların birleştiği, aslında performatif boyutu da olan bir süreç olarak anlarız (…)” ifadesi yer alır.

Örtüşen-benzer bir yaklaşımla fotoğrafın yanı sıra performans alanında da üreten Christiane Peschek; manipüle edilmiş fotoğraflarında, insanın yabancılaşan yakınlığı ve sanal hassasiyetlerini konu almaktadır. Bedenin ve ekranın fiziksel teması – dönüşen duysal niteliği üzerine araştıran sanatçının; dijital imgesinin altındaki analog süreç fotoğraf pratiğini oluşturur. Seçkide yer alan yapıtlarının uzaktan henüz belirmekte ya da kaybolmakta olan belli belirsiz flu imgesinin, yakınlaştırılmış / yakın kadraj büyük ölçekli baskısı optik bir ironiye sebebiyet verir. Yoğun bir ışıkla varolan yumuşak, yarı saydam renkleri yüzeye dağılır. İnsan ve insan-sonrası (posthuman) figürlerin netsizlikle soyutlanan imgesine tekrar tekrar bakmaya zorlanırız. Sanatçısı tarafından bizzat kayıt altına alındığı halde ‘fotoğrafa’ tanık olmamanın yarattığı ironi oldukça tekinsiz bir hava yaratmaktadır. Seriye hakim olumlu renk paletine rağmen bu hava biraz olsun azalmaz. Bir tür kaygı ve tedirginlik benzeri bir duygunun deneyimlenmesine karşılık gelen ‘tekinsizlik’ hali böylelikle psikanalitik bir estetik yaratarak gerçeklik algısını yıkar.

Protest kimliğiyle tanıdığımız Buğra Erol’un edinilmiş anıları – 1960-70 yılları arasında kimliği belirsiz kişi veya kişilere ait bir tatil fotoğrafları arşividir. Aşina olduğumuz dia/ışık/kutu tekniğini – farklı bir söylemle maddeleştirdiği yeni serisi; malzemesini kullanışı ve biçimsel yaklaşımı ile üç boyut algısının önüne geçmektedir. Yeni bir kullanım biçimi olarak diaların saklandığı bölmeli şeffaf sayfaları birleştirerek oluşturduğu boyutsuz düzleminin üzerine bir yerleştirme gibi ele aldığı ‘dia’ malzemesini; arka plan-ön plan ilişkisi kurmadan, fotografik bir değer ayrımı gözetmeden düzenler. sınıflandırma ve sınırlandırmanın neden olduğu aynı tekinsiz havayı sezdiğimiz çoklu bölünmüş kompozisyonlarındaki grafiksel diliyle-dili bu kez “malzemesini” yüceltir. 

Biçim anlayışı ilk örnekleriyle aynı ışıklı kutuları ise Seyhun Topuz arşivine aittir. Dialarla belgeli bir arada tutma refleksiyle oluşturduğu kolajları 288 adet dianın üzerine yazılan “LOST” (kayıp – kaybolmuş olan) kelimesi yarı saklanmış -keskin bir dikdörtgenle çerçevelenen sınırlarından taşar. Erol’un kelimeyi anlamından bağımsız, yalnızca optik olarak böldüğü kullanımı; üretimine eşlik eden yapıtlara yönelik çıkarımlarda bulunmak değil, yaklaşımına dikkat çekmektir. Birleştirerek biraraya getirdiği bu tarihsel belleği yapıtlarında görsel estetik uyumun çok ötesinde kullanırken resimlerine nasıl bakacağımızdan çok, kendi düşünme şekline işaret eder. 

 “LOST & FOUND” sergisi dönüştüren ve manipüle eden bu iki yaklaşımla, fotoğraf sürecinin performatif etkisiyle benzeşen ve ayrışan etki alanını ve tanıklığın temsiliyetini tartışmaya açıyor. Belirsizlik ve netlik doğrusunun tekinsiz iki ucundaki Peschek ve Erol üretimleriyle aksansız / gerilimsiz / etkin bir iletişim kurabilme gücüne sahiptir. 

“Küratörlüğünü Begüm Alkoçlar’ın üstlendiği sergi 12 Şubat 2020 Salı gününe kadar Galeri/Miz’de izlenebilir”.

KAPAT